Pz09212014

Son GuncellemePzt, 24 Mar 2014 10am

Back Sohbet > Tasavvuf Sohbetleri > SEYDA MOLLA ALAMEDDİN’İN (K.S.) DİLİNDEN

SEYDA MOLLA ALAMEDDİN’İN (K.S.) DİLİNDEN

  

Hz.Resul (SAV) Hz. Ebubekir Sıddık hakkında  şöyle diyor. Herkes Ben’i terk ettiği bir dönemde  O, Ben’i terketmedi. Hicret döneminde görüyoruz ki hiç kimse Hz. Resul ile gitmeye cesaret gösteremezken Hz Ebubekir Sıdık gitmiştir. O sıkıntılı dönemlerde herkes bir tavsiyede bulunurken, bir fikir beyan ederken kitaplara baktığımız zaman Hz Ebubekir Sıdık şöyle diyor: ‘Tek başıma olsam da bu yolda Hz Resul’ün arkasından giderim.’ Fakat Hz Resul’ün vefatı sırasında Hz Resul tecizat ve tekfin işlemleri ile Hz Ali uğraşıyor. Hz Resul’ü bir o kadar seven Hz Ebubekir Sıdık farklı bir işle meşguldür. Hz Resul’ün vefatından sonra çıkması muhtemel Müslümanların tefrikası fitne, fesada girilecek endişesi ile insanları topluyor. İnsanlara hizmet noktasında farklı bir yön gösteriyor. Hz Resul vefat etti. Eğer kim O’na tapmışsa Hz Resul vefat etti. Fakat Allah’a tapıyorsanız, Allah Hayy’dır Kayyum’dur.

 

 

 

 

Görüyoruz ki O’da ağırlık noktasında hizmete kendisini veriyor. Yani hizmet ; Evet Hz Resul çok önemlidir. Ama hizmet,daha önemlidir.Onun davasının bekası daha önemlidir. Hz Ebubekir hizmeti hepsinden çok daha önemli görmüştür. 

Bir gün Seyda Fadlullah bize onu öğretti.Biz seydadan gördüğümüz kadarıyla; hizmettir talimdir,tasavvuftur. Hepsini kendi canından daha önde görüyordu, herşeyin önünde görüyordu. Onun hayatına baktığımız zaman hep böyleydi çok sıkıntılı dönemlerde görüyoruz ki; hizmeti çok ön plana almıştı, hatta canını bir noktada feda etmişti. İnşallah Alllah’u teala bu şuru hepimize versin inşallah.

 

Ben diyorum mesela ‘İnnemel amalu bin niyet’ le ibadeti  kazandıran  yani hakiki ibadet ile sahte ibadeti ayıran en büyük unsur insanın düşünce ve mülahazasıdır yani istifadesi de insanın düşüncesine bağlanmıştır. iki insan namaz kılar fakat biri mülahazasını halis, berrak kılmıştır, O halis, berrak tutan kişinin namazı hakiki namazdır, diğerinin namazı namaz değildir. Bir insan hacca gider güzel bir mülahaza ile gider haccdır, ama mülahaza çok farklı ise sadece işin görüntüsüne bağlanmışsa turistlerin hacca gidip gelmesi gibi ise bu şekilde hacc kabul edilmez. Mesela bakıyorsunuz ki fıkıh kitaplarını araştırırsanız namazın Ebu Hanefi mezhebine göre niyetin dil ile getirip getirmeme meselesinde ihtilaf vardır. Bazıları getirilsin bazıları getirilmesin, Getirilmeyenler şöyle der; Niyet insanın bir bütünüyle düşüncesinden ibarettir. Baştan sona Cenabı Allah’ın mülahazasına bağlanmaktır. Cenabı Allaha konsantrasyon  , O’na kilitlenmektir.  Şimdi biz hatme yapıyoruz,  örneğin sohbetlere de giriyoruz. Fakat bence  en büyük istifadenin vesilesi, en büyük unsur biz o niyeti kaçırıyoruz. Niyet demek; dil ile getirmek değildir. Mesela hatmede insan giriyor, o kadar Saadat ittifak ediyor, o kadar feyzu bereketi vardır diyorlar. Eğer istifade edemiyorsa bir sıkıntı var demektir. Nedir bence o sorun, insan o konsantrasyona  tabi tutmuyor kendisini. Mesela hatme nedir; baştan sona kadar şöyle bir mülahazaya bağlanmak gerekir. Saadat-ı kiram hazır bulunur, ellerinde manevi paketler, hediyeler vardır. Ehli olan insana veriyor, bu bir mülahazadır. İnsan böyle bir mülahazaya bağlı kalırsa, inanırsa muhakkak istifade eder. Ama böyle bir mülahaza yok ise sadece gözleri kapatır.” YA BAKİ ENTEL BAKİ”  deyip de dil ile bunu söylediği zaman bence ibadet, o hatme iptal ediliyor. Tam yerine gelmiyor. Bu gün bir hadiste “‘İnnemel amalu bin niyet’ baktığınız zaman bütün ne kadar ameller var ise hepsi insan düşüncesine bağlıdır. Halis ,berrak ,saf ise  Allah kabul ediyor, değilse kabul etmiyor. Gerçi İmamı Şafi burada diyor ki; “insanın amellerinin kabul edilip edilmeme noktası ona bağlıdır”. İnsanın düşüncesi saf, berrak, temiz ise halis ise Allah kabul eder yoksa kabul etmiyor. Nice oruç tutanlar var. Belki 60 yıl oruç tutuyor, orucundan kendisine kar kalan şey sadece açlık, susuzluktur. Çünkü saf, temiz, berrak bir mülahaza ile bunu yapmıyor. Keza namaz hakkında da hadisler var. Akşam, sabaha kadar namaz ile vakti igeçiren insanlar var. Gene düşüncesi halis, temiz, saf, berrak olmadığı için uykusuzluk ve yorgunluk karı var başka hiçbir karı yoktur. Gene hadislerde görüyoruz ki Resul-u Ekrem öyle diyor. Nice böyle dünyevi işler var, zahiren baktığımız zaman bu adam dünya işi yapıyor fakat düşüncesi saf, berrak olduğu için aslında bu dünyevi iş ahiret işine vesile olduğundan dolayı bunu yapıyor. Mesela adam öğretmendir veyahut müdürdür veyahut da başka mevkidedir. Yaptığı iş dünyevidir. Ama bu iş farklı bir amaçla; yani bu amacı hizmet olursa, Hz. Resul öyle diyor: “Nice gördüğümüz dünyevi işler var. Güzel düşünce vasıtasıyla ahiret işlerinden sayılıyor. Nice ahiret işler zahiren baktığımız zaman namaz niyazdır. Fakat düşünce bu noktada berrak olmadığı için Allah-u Teala onu dünyevi işlerden sayıyor.” Dünyevi işlerin biliyorsunuz ki bize bir faydası yoktur. Ama İmam Ebu Hanife öyle demiyor. Diyor ki:”İbadette bu yapılırsa insanın niyeti ne kadar saf, temiz, berrak olmasa da Allah belki o borcu kabul eder”. Ona borcun arkasından mükafatı vermez. Yani bir insan mesela diyelim ki namaz kılarsa Allah’a karşı borcunu ödüyor fakat Allah-u Teala ona cenneti vermez belki ona cehennemi müstahak kılar. Neden? Allah-u Teala “onun bizim yanımızda borcu var, namazdır. Biz onun hakkını ifa ediyoruz. Fakat borcunu öderken Allah-u Teala ekstra bir şey vermiyor. Ama insan niyetini halis tutarsa hoş bir şekilde tevazu içerisinde bunu öderken, verirken Allahu Teala öyle diyor. Yani borcunu ödemekle beraber ben ona ekstradan cenneti vaad ediyorum cenneti veriyorum.

   Bizim hatmelerdir, evraddır, buraya geliş gidiş sıralarıdır, sohbet sıralarıdır. Mesela Gavs-ı Hizan öyle diyor ; belki Kelimatı kutsiyede vardır Alllahu alem. İnsan Mürşidin sohbetine girdiği zaman (haşa kendimiz için demiyorum) o sohbet sırasında diyor ; “ insanın kül olması lazım. Şahin kuşu misali olması lazım.” Yani ne demek!! Feyzu  istifadeye kilitlenip bir avcı pozisyonunda olması lazım. Seyda yı Tagi diyor ki “Biz de sürekli Gavs-ı Hızan’ın sohbetinde iken biz çoğu zaman rabıtalı bir şekilde (rabıta bir konsantrasyon işidir) bazen gözlerim açık bazen kapalı ama tek bir noktaya kilitleniyorduk”.

Şimdi bunlar mantığımıza ne derecede ölçer ölçmez o ayrı bir şeydir fakat bizim mantık-akıl çok kısıtlıdır, sınırlıdır. Dünyevi işleri bile çözemez iken , şu an şuna doğrudur deriz ama iki saat sonra bakarız ki bu iş dahi yanlış çıkmış. Maneviyat, İslamiyet bu noktalar insan mantığına-aklına göre değildir. Mevcut 1400 sene İmamı Rabbaniler, bu büyük sadatlar ne demişse onları yapmak, onlara intiba etmek, öyle bir teslimiyet göstermek buda mantık dairesinde öyledir. 1400 sene böyle gelmişse o büyük sadatlar böyle yapmış ise öyle onlara intiba etmek lazım.

            Mesela diyelim ki tıp alanında tabipler olur, doktorlar olur, hasta insan gelir doktor ne diyor ise hasta tereddütsüz bir şekilde ittiba eder. Her doktora ittiba etmez ama bir doktor düşünün ki dünya çapında şöhret kazanmış hiçbir doktorun iyileştiremediği hastaları iyileştirmişse elbette bu doktor iyidir denir. Biz ona teslimiyet gösteririz. Teslimiyet göstermesek de en azından ona itiraz etmeyiz. Çünkü işin ehli değiliz deriz.

            Her anlamda da öyledir.  İslam noktasında da Hz. Resul’den ta bu güne kadar nasıl olduysa bir bütünüyle insan teslimiyet gösterir. Ha mantık, akıl belli bir ilimden sonra almadığı için çok kısıtlı kalabilir. Böyle avam dediğimiz bizim gibi insanlar sadece teslimiyet gösterirler. Niyeti de halis olursa çok büyük istifade ederler.

            Biri böyle demişti “Tasavvuf anlayışı var mıdır?” dedim ki “Tasavvuf anlayışı, tarikat var”. Fakat Norşin, neye binaen var diyorum. Seydayı Tagi’nin söylemesine binaen. Ama burada yok ise hiçbir yerde, Türkiye’de hatta Türkiye’nin dışında bu bölgede hiçbir yerde yoktur denir. Çünkü bunun teminatını veren kendisidir. İnsanlar bu teminata binaen onu dinlemişler, intiba etmişlerdir. Burada yoktur denilirse (Norşin) Türkiye’de hiçbir yerde yoktur denilir. Dolayısıyla hiçbir hizmet yoktur diyebiliriz. Buda hiç makul değildir. Seydayı Tagi “bu yol kıyamete kadar devam edecekse” diyor bunun arkasında binlerce evliya bu noktaya teminat veriyor. Yani biz ilim kitaplarına baktığımız zaman bir tanım vardır. Bu sadece mantık dairesi içerisinde öyledir. İnsanın kaybı yok. İnsanın muhakkak faydası vardır. Hz Ali’ye insanlar geliyor, kafir insanlar geliyor. Hz Ali onlara diyor ki “ Siz öbür alem yok, ebedi saadet yok, ebedi azap, cehennem olmadığını iddia ediyorsunuz. Ben ise diyorum ki sizlerin inkar ettiklerinizin hepsi vardır. Yarın hadise benim dediğim gibi çıkarsa sizler o noktada neyi kaybettiğinizin farkında mısınız” diyor. “Eğer benim dediğim gibi çıkarsa öbür alem varsa, cennet ve cehennem varsa neyi kaybettiğinizin farkında mısınız. Ama eğer sizin dediğiniz gibi olursa benim ne gibi bir kaybım olur. Olsa olsa kaybım sadece şu olabilir. Hayatım sadece bir disiplin içerisinde geçmiş olur. Bu disiplinli hayat ise benim hayatımdır, zevkimdir”.

 İnsan sadece mantık dairesinde meselelere baktığı zaman bir İslamiyet, tasavvuf bunlar hakikaten insanlar girdiği zaman yani bırakın bir zararı olmayı faydası var. Hiçbir şey olmuyor. Velev ki öbür alem olmasa bile dahi. Ama sadece insan hayatı için bunlar gerekiyor. 

Cumanın kılınmaması noktasında bir sürü fetvalar görebiliriz.  Cumanın şartları yerinde değildir. Hanefi mezhebine göre çok zordur; Hülasa bir sürü şart vardır. Dolayısıyla kılınmaması noktasında bir sürü fetva görülebilir. Bayram namazı Şafilerde sünnettir, Hanefilerde ise vaciptir. Orda da Şafiyi taklit edersiniz, kılmayabilirsiniz. Fakat vakit namazların hiçbir fetvası yoktur. Allah-u Teala çok hassas tutmuştur namazı. Muharebe sırasında bile dahi normal kılınışıyla bile kılamazsanız gözlerinizle kılınır. Vakit namaz hakkında fetva yoktur; Hanefi mezhebinde en son nokta gözüyle kılmaktır, Şafi mezhebinde göz kımıldatamayıp koma halinde, şuuru yerinde ise hayalen kılması lazım. Hülasa Vakit namazlarının kılınmaması noktasında hiçbir fetva yoktur.Ama insanlar Cuma namazına ve Bayram namazlarına gösterdikleri ehemmiyeti maalesef vakit namazlarına göstermemektedirler.Maalesef  namaz noktası çok gevşek tutuluyor. Cuma namazı çok ehemmiyetli i tutuluyor. Yarın Allah karşısında muhasebe verilirken Cenabı Allah insanın mazeretine de bakıyor.Mesela meşhurdur böyle bir hadis bahsediliyor. “Cenabı Allah mahşerde o topluluk içerisinde birisini çıkartıyor, karşısına getiriyor. Onun için çok büyük bir defter açılıyor, gözün alabildiği kadar büyük bir defterler içerisinde sabıka dosyası var. Cenabı Allah soruyor abdine ey kulum! Muhafız meleklerim sana zulüm etmişler mi? Yani olmadık şeyleri mi yazdılar. Kul yok yarabbi söylenen her şey doğrudur. Bunu yaparken beyan edebileceğin bir mazeretin var mı? Bize karşı. Yarabbi hiçbir mazeretim yok hepsi keyfidir. Ben avama tabi oldum bile bile yaptım bu günü de bir noktada da bekliyordum. Allahuteala ; fakat sana bu gün zulüm edilmeyecek diyor.” Senin bizim yanımızda mahfuz bir de hasenen var onu ölçeceğiz. Cenabı Allah orda bir kart üstün de” La ilahe illallahMuhammedenRasulullah bu ihlas samimi bir şekilde “ Lailahe illallah dediği zaman o şuur ile sevabı çok ağırdır. Kul diyor yarabbi o kadar kitap karşısında şu kartın ne gibi bir şeyi olabilir. Ama Allah rahemtiyle hülasa kağıt ağır basıyor. Allah niyetlerimizi halis kılsın.   

.:: Copyright ©2012 Norsin.biz ::. Bu site resmi bir nitelik taşımamaktadır. Site içeriği Seyda'ya gönül verenler tarafından hazırlanmaktadır! 
Yukarı Yukarı Çık