Pz04202014

Son GuncellemePzt, 24 Mar 2014 10am

Back Tasavvuf Kütüphanesi > Hadislerle Tasavvuf > Hadislerle Tasavvuf 8.Bölüm

Hadislerle Tasavvuf 8.Bölüm

46.Hadisi Şerif: Enes b. Mâlik (r.a) şöyle anlatıyor:

Nebî (s.a.v), "Biz sana apaçık fethi müjdeledik" Fetih,1 âyeti indiğinde, âyette geçen apaçık fetihten murad, Hudeybiye fethi (antlaşması)dir buyurdu.

Hadisten çıkan netice: Kabz (tutukluk) haline üzülmemek.

Hudeybiye Antlaşmasına göre zahiren kâfirler müslümanları ezerek anlaşma yaptılar. Fakat Hz. Enes'in (r.a) açıklamasına göre bu, büyük fethin temeliydi. Çünkü bunda pek çok fayda gizli idi. En son yararı da bu anlaşmanın Mekke'nin fethedilmesinin sebebi olmasıdır. Bu büyük fethin olacağı hususunda hiçbir şüphe yoktu.

Bu hadiste, şeyhlerin eğitimlerinde takip ettikleri bir usûlün aslı ortaya çıkar: Onlar zahiren başarısız ve kabz halindeki mürid için bu durumun övülen hal ve fayda bakımından bast haline benzediğini söylerler. Çünkü kabz hali de sâlik için faydaları ve sonradan olabilecek olan kuvvetli bastın başlangıcı olur.

Mevlana şöyle der:

"Ey sâlik kabz durumu gelirse o senin için ıslahtır!

Senin kalbin bu halden dolayı ümitsiz olmasın!

Kabz gelirse, sen ona bast gibi bak, rahat ol! Canın sıkılmasın."

47. Hadisi Şerif: İbn Abbas (r.a) Allah Teâlâ'nın "Bilin ki şüphesiz Allah, yeryüzünü ölümünden sonra diriltiyor. Muhakkak ki size ayetleri açıkladık; ta ki akıl erdiresiniz" Hadid, 17 âyeti hakkında şöyle der:

Allah, katı olan kalbleri yumuşatır. Kalbleri huşulu ve kendisine yönelen bir hale koyar. Kalbler, ilim ve hikmetle dirilir. Ancak böylelikle yeryüzünün ihyasının da bizzat yağmurla olduğu müşahede edilir.

Bu âyetin izahı şöyledir: Allah önceki âyetlerde kalblerin huşulu olmasını emrediyor. Ondan sonra yeryüzünün dirilmesi konusu geçiyor. Bunun iki yönü olabilir. Birisi, kalbîn olması gereken durumunu açıklamak, diğeri ise, yerden muradın İbn Abbas'ın söylediği gibi mecazen benzetmeyle kalb olduğudur.

Hadisten çıkan netice: Yeryüzü, Allah Teâlâ'nın gönderdiği bereketli yağmurlarla nasıl diriltiliyorsa kalb de Allah'ın tecellileriyle dirilen geniş yeryüzü hükmündedir.

Hadisten çıkan diğer bir netice: Zahirîn aksine tefsir yapmak.

Pek çok sûfî kelâmının âyet ve hadislerin zahirîne ters manalı olduğu görülmektedir. Bundan dolayı bazı ehli zahir, sûfîleri inkar ederek onlara meydan okuyorlar. Hadis, bu gibi yorumların doğruluğunu anlatmaktadır. "Kelide-i Mesnevi" adlı eserimizde (s. 83) bunun geniş bir açıklaması vardır.

Şah Veliyyullah ed-Dihlevî, el-Fevzu'l-Kebîr'de: "Çalışın ve herkes, yaratıldığı işi kolaylıkla başaracaktır" muttefekun aleyh olan bu hadisin açıklamasında, Peygamber Efendimiz'in "Bundan dolayı kim (fakirlere) verir, (günahlardan) korunursa ve en güzel (söz)ü doğrularsa, ona en kolaya (en rahat şeylerin yolunu) hazırlarız (onu cennetlere, huzur ve rahata sokarız)." Leyi,5,6,7. âyetlerini okumasının bu anlamda olduğunu belirtmektedir. "Kur'an'ın zahir ve bâtın (mânalar)ı vardır" hadisini Kelide-i Mesnevi'de sûfîlerin bu mânada tefsir ettikleri beyan edimiştir.

48. Hadisi Şerif: Ebû Hureyre (r.a) anlatıyor:

Bir misafir, ensardan bir adamın yanında geceyi geçirdi. O adamın yanında yalnız kendisine ve çocuklarına yetecek kadar yiyecek vardı. Ensar hanımına dedi ki:

"Çocukları uyut, kandili de söndür ve yanında ne varsa misafire getir." Bu hadise üzerine şu âyet indi;

"Onlardan önce o yurda (Medineye) yerleşmiş ve (samimane) imana sarılmış olanlar (Ensar) kendilerine hicret edip gelen (Muhacir)leri severler; hem (onlara) verilenlerden dolayı sinelerinde bir ihtiyaç (bir rahatsızlık) duymazlar ve kendilerinde bir sıkıntı (bir ihtiyaç) bile olsa, o kardeşlerini kendi nefislerine tercih ederler! Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar gerçekten kurtuluşa erenlerdir" Haşr, 9.

Hadisten çıkan netice: Amelleri gizlemek

Pek çok büyüğün, amel-i sâlihlerini gizleme hususunda mübalağa etme âdetleri vardır.

Tasavvuf ıstılahında buna melamet yolu denilir. Hadis açıkça bunu teyit etmektedir.

Ayrıca hadiste güzel ahlâk've işaret vardır. Bu hadiste sûfîlerin güzel ahlâkı ve isârı yani başkalarını kendilerine tercih etmelerinin delili vardır.

49. Hadisi Şerif: "Ve dediler ki: Sakın ilâhlarınızı bırakmayın; hele Ved'ten, Suvâ'dan, Yeğûs'tan, Ye'ûk'tan ve Nesr'den asla vazgeçmeyin" âyeti hakkında İbn Abbas (r.a) şöyle dedi:

"Bunların hepsi Hz. Nuh'un (a.s) kavminin sâlih kimselerinin isimleridir. Nûh kavmi helak olduğunda şeytan o kavme bu kişilerin oturduğu yerlere işaret koymalarını ve onların isimleriyle bazı yerleri isimlendirmelerini söyledi. Onlar da böyle yaptılar. O ka vimden bu işaretleri koyan nesil ölünceye kadar onlara ibâdet edilmedi. O salih kimseler öldükten ve haklarındaki bilgiler kaybolduktan sonra onlara ibâdet edildi" Buhârî Tefsir, (72) , Bu hadisi Ibn Hibban sahihinde, kitabül İlim, 75 Abdullah b. Mesuddan 'Kur'anın zahiri ve batini, başlangıcı ve sonu vardır.' şeklinde rivayet etmiştir.

Hadisten çıkan netice: Bazı durumlarda fotoğrafın haram olması.

Bazı kimseler şeyhlerinin fotoğraflarını teberrüken saklama âdetleri vardır. Hadis, bu durumun fesat sebebi olduğunu açıklamakta ve bu fesat açık bir şekilde ortadadır. Geçmiş şeriatlarda açıkça mubah idi. Şeriatımızda ise bu haramdır. Bundan dolayı bunun fesadı daha fazladır, özellikle şeriatımızda suretin aşağılanması vacip olduğu için, bunun fesadı daha kuvvetlidir. Eğer surete aşırı hürmet edilirse, o zaman şeriata tamamen ters olur.

12, Nuh suresi. 23 Bunlar o kavmin taptığı en önemli putların isimleriydi.

Bu kesin hüküm müellifin kanaatidir. Konu ihtilaflı olup fotoğrafa cevaz verenler de vardır, haram olması, fotoğrafa secde edilmesi ve putlaştırılması sebep¬lerinden dolayıdır. (Haz.)

50.Hadisi Şerif: Ebû Hureyre'den (r.a);

Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

"Kul bir hata yaptığı zaman, kalbinde siyah bir leke meydana gelir. Şayet günahı terkedip, istiğfar ve tevbe ederse kalbî cilalanır, tertemiz olur. Eğer böyle yapmayıp tekrar günaha dönerse, kalbindeki leke artar ve onup kalbini kaplar." Tirmizi tefsir, 3334

Bunu, Allah, kur'anda pas ismiyle zikretmiş ve şöyle buyurmuştur: "Hayır, onların işleyip kazandıkları şeyler, (günahlar) kalblerinin üzerine pas tutmuştur" Mutaffifîn, 14.

Hadisten çıkan netice: Kalbîn nurlu ve zulmetli olması.

Pek çok büyüğün kelâmında şöyle bir ifade vardır: Zikir ve taat ile kalb nuranî olur. Gaflet ve günahtan dolayı da kalb zulmanî olur. İşte hadiste bu nur ve zulmet belirtilmiştir. Zikir ve taatın izleri nurlu olur. Gaflet ve günahtan izleri ise zulmet şeklinde olur. Bu nur ve zulmet, nurlu ve zulmetli cesetler gibi hissi bir hal değildir. Ara sıra bazı nurlar hissedilebilir. Fakat esas gaye bunların idrak edilmesi değil kulluktur.

51.Hadisi Şerif: Ebû Ibn Abbas'tan (r.a),

Allah Teâlâ'nın "(Ki siz ey insanlar!) Mutlaka tabakadan tabakaya binecek (halden hale geçeceksiniz!" inşikak, 19 âyetindeki zikredilen bir halden başka bir hale geçmek konusunda İbn Abbas (r.a) şöyle demiştir: "İşte sizin Peygamberiniz (s.a.v) böyle idi. Buhârî tefsir 84/2

Hadisten çıkan netice: Arifin yükselmesinin sonunun olmaması.

Tasavvuf ehlinin bu konuda nakledilen sözleri şöyledir:

Kâmil bir arifin yükselmesinin sonu olmaz. Hadis kendi lafızlarıyla bunu ortaya koymaktadır. Çünkü "bir halden başka bir hale geçme" ifadesinden ne sadece birinci halden ikinci hale geçmek amaç, ne de özel bir sayı veya sınır söz konusudur. Bundan dolayı ölçü, bir hal üzere durmama olacaktır. İşte bu, yukarıdaki ifadenin anlamıdır.

52. Hadisi Şerif: Ebû Zer el-Gifârî'den (r.a), Resûlullah'a (s.a.v):

-Yâ Resûlullah! Hz. İbrahim ve Hz. Musa'nın sahifeleri nedir? diye sordum. Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

- "O sahifelerin hepsi nasihatlardır". Onların bir kısmı şöyle idi:

"Şaşırıyorum o kimseye ki hem ölüme inanıyor hem de (ölüm yokmuş gibi) neşeleniyor. Yine şaşırıyorum o kimseye ki hem cehenneme inanıyor hem de gülüyor. Dünya malı ve dünya ehlinin neler yaptığını görüp ve bu sebeple dünyadan hoşnut olan kimseye şaşarım. Kadere inanıp sonra dünya için gece gündüz iyice yorulan kimseye şaşarım. Hesaba inanıp, amel etmeyene de şaşarım"

Hadisten çıkan netice: Murakabe halinde olmak.

Herhangi bir konuyu, bir vakit tayin ve takdir ederek onun üzerinde yoğunlaşıp çokça düşünmek ve üstüne düşmek murakabenin hakikatidir. Bunun eğitimi sülük ehli arasında yaygındır. Bu hususta derinleşmek isteyenler başlangıçta bunun denemelerini yaparak bazı neticelere ulaşırlar. Hadiste bunun aslı mevcuttur.

53.Hadisi Şerif: Ibn Ömer (r.a) arılatıyor: Resûlullah'ın (s.a.v) ashabından bazı kimseler rüyalarında, kadir gecesini ramazanın son yedi gecesinde olduğunu görmüşlerdi. Bunun üzerine Resûlullah da (s.a.v) şöyle buyurdu:

"Ramazanın son yedi gecesi olduğu hususunda rüyalarınızda bir tevâfuk (denk gelme) görmekteyim Kadir gecesini arayan kimse, artık onu ramazanın son yedi gecesinde arasın." Buharı tehaccüd, 21

Hadisten çıkan netice: Keşiflerin aynı olması kalbin tatmin olmasının sebebidir.

Bazı büyüklerin açıkladığına göre, keşif şer'an delil olmamasına rağmen, eğer şeriatta üzerinde sükût edilen bir hususta pek çok keşif birleşirse, o konu üzerindeki keşiflerle bir kanâate varılabilir. Hadis açıkça bunu göstermektedir.

54.Hadisi Şerif: İbn Abbas'tan (r.a), Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

"Şeytan âdemoğlunun kalbinin üzerinde devamlı durur. Kul Allah'ı zikrettiği zaman siner kaçar. Gafil olduğunda ise vesvese verir" Buhârîtefsir, 114/1.

Hadisten çıkan netice: Zikirle vesvesenin kesilmesi

Hadiste, vesvese çoğaldığında ilâcının zikir olduğu belirtilmektedir. Aklen bunun sebebi açıktır: Şu bir gerçektir ki nefis bir anda iki şeyi düşünemez. Kişi zikirle meşgul olduğu zaman vesveseler kesilir. Vesveselerin gelmesi, insana zarar vermez ve günah getirmez. Ancak vesveselerin peşine düşmek ve onlara aldanıp vesvese doğrultusunda amel etmek zararlıdır ve günahtır. Vesvesenin kalbe gelmesi mubahtır demiştik. Buna mubah vesvese diyebiliriz. Bir de vesveseyi ihtiyar etmediği halde kalbine gelmesidir ki buna elde olmayan vesvese demek uygundur. Vesveselerin ihtiyar edilip amele dönüşmesi ise günah vesvesedir. Zikir ilâcı, belirtilen bu üç vesvesenin tedavisini yapar. Mubah olan vesvese de her ne kadar günah tehlikesi yoksa da, kalbîn manevî gücünü zayıflatır ve bu vesvese neticede günaha doğru hızla gitme endişesi fazlaca vardır. İhtiyarî olmayan vesvese her ne kadar kalbîn gücünü azaltmazsa da yine de ortaya çıkmasından dolayı zikri terketme veya ortada bırakma endişesi hasıl olur. Bundan dolayı bunun tedavisi gerekir.

55. Hadisi Şerif: Ebû Saîd el-Hudrî (r.a) anlatıyor:

Resûlullah (s.a.v) mescidde i'tikafa girmişti. Oradakilerin cehrî olarak Kur'an okuduğunu işitince perdeyi açtı ve şöyle dedi:

"Dikkat edin. Hepiniz Allah'a münâcâtta bulunu yorsunuz. Bir kısmınız bir kısmınıza eziyet etmesin. Bazınız, diğerlerine (Kur'an) okurken veya namazda iken sesini yükseltmesin.,'Ebudavud,saiat, 1332,

Hadisten çıkan netice: Komşulara dikkat etmek şartıyla sesli zikrin meşru olması.

Bu hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v), insanların sesli zikirden men edilmesini, başkalarına eziyet verme şartına bağlamıştır. Bundan iki netice ortaya çıkar. Birincisi sesli zikir bizzat caizdir ve meşrudur. İkincisi, bunun caiz olmasında komşulara eziyet vermeme şartı vardır. İşte burada ifrat ve tefrit arasında güzel bir ayırım yapılmıştır.

Bugünlerde bu hususta bazı görüşler ortaya çıkmıştır. Bazı kimseler sesli zikrin tamamen sünnete ters olduğunu söylüyorlar. Bazıları ise bunun aksine mahalle sakinlerine eziyet olursa olsun, uykudan alıkoyarsa koysun, namazları bozarsa bozsun, buna önem vermeyip ve dikkatsizce sesli zikir yapmanın caiz olduğunu söyleyenlerdir.

Gerçekte ibâdetlerin amacı Allah'ı zikirdir. Sesli zikir bizzat ibâdet değildir. Bazı maslahatlardan dolayı kalb üzerine etki bırakması, az düşüncenin gelmesi ve benzeri durumlardan dolayı caizdir. Eğer birisi için eziyet olursa caiz olmaz. Çünkü eziyet etmek bâtınî bir tehlikedir. Buna dikkat edilmelidir. Böyle durumlarda sessiz zikir etmek gerekir. Eğer zarar ve sakınca yoksa, o zaman sesli zikir yapılabilir veyahut da bazı hadislerde en iyi olduğu açıklanan sessiz zikir tercih edilebilir.

.:: Copyright ©2012 Norsin.biz ::. Bu site resmi bir nitelik taşımamaktadır. Site içeriği Seyda'ya gönül verenler tarafından hazırlanmaktadır! 
Yukarı Yukarı Çık