Cts11012014

Son GuncellemePzt, 13 Eki 2014 2pm

İLM-İ NAFİ (FAYDALI İLİM)

İLM-İ NÂFÎ (FAYDALI İLİM)

Bilginin şahsîleşip, selîm bir idrâkin derinliklerine kök salmasına, "irfân" denir. Ârif ise, sahip olduğu bilgilerin derûnundaki sır, hikmet ve ilâhî tecellîlere vâkıf olmuş, yâni irfân sâhibi kimse demektir. Bu olgunluğa erişememiş ilim sâhipleri hakkında; "Âlimdir, fakat ârif değildir." denilir. Böyle kimselerin bilgileri, kitaplardaki gibi sâbit ve mahfûzdur. Bu durum, tıpkı ambardaki tohuma benzer. O tohum, ancak toprağa kavuştuğunda neşv ü nemâ imkânı bularak inkişâf eder ve çoğalır. Aksi hâlde böyle bilgiler, fikir îmâl etmeye ve zihinden kalbe inerek duyguları derinleştirmeye muvaffak olamaz. Bundan dolayı, böyle bilgilere kitâbî bilgi denir.
 

Devamını oku: İLM-İ NAFİ (FAYDALI İLİM)

Üstadımıza Sorulan Sorular

Not: Sizde sorularınızı Anamenüde bulunan iletişim bölümümüzden iletebilirsiniz

SORU: Ölmüş kişinin arkasından kurban kesilir mi?

Şafi mezhebinde kurban bayramında kesilir. Bu Burak kurbanıdır, ev halkı yemez. Hanefi mezhebinde kurbanı ev halkı da yiyebilir. Şafi mezhebinde kurban bayramında kesilen kurbanın eti niyete bağlı olarak yenir. Hanefi mezhebinde ölmeden evvel kişi çocuklarına vasiyet etmişse kesilmesi daha iyidir, vasiyet etmemişse kesilmese de olur.

SORU: Sekerata giren bir hastanın yanında ne yapmak hastayı rahatlatır?

Öleceği belli ise Yasin-i Şerif, çok acil bir hasta değilse rahatlaması için Râd suresi okunur.

SORU: Vefat eden bir insanın arkasından ne yapmak gerekir?

Hatim, İhlâs-ı Şerif okunabilir.(Yüz bin tane İhlâs-ı Şerif bir hatim gibidir.) Yetmiş bin kelime-i tevhid ve salâvat okunabilir.

SORU: Kelime-i tevhid herkese dağıtılarak yetmiş bine tamamlanabilir mi?

Yapılabilir, bununla ilgili bir hadis-i şerif vardır. Yüz bin İhlâs-ı Şerif de bu şekilde okunup bağışlanabilir. Fakat asıl olan herkesin tek tek kendine okumasıdır.

 

SORU: Ölünün kıyafetlerinin yedi güne kadar muhtaç müslümanlara verilmesinin hayrı büyüktür, ama hepsi aynı gün değil yedi güne yayılarak dağıtılmalı deniliyor. Böyle yapmak doğru mudur?

Bizde öyle şeyler yoktur. Senesi gelince mevlid okutulur. Zaten insanın ölünceye kadar geçmişlerinin ruhuna Kuran-ı Kerim, salâvat-ı şerif, tevhid okuması iyidir. Ne kadar çok okursa o kadar sevaptır.

SORU: Şarkı dinlemek, cep telefonlarını şarkı ile çaldırmak uygun mudur?

Şer’an insana lezzet veren şeyler caiz değildir, lezzet vermiyorsa caizdir. Kitaba göre insan taşa baksa ve ondan lezzet alsa caiz değildir. Bu hayvani bir lezzettir. Bazı âlimler lezzet alınmadığı takdirde dinlenmesinde sakınca yoktur demişler. Bazı âlimler ise içerisinde saz gibi müzik aletleri olmazsa caizdir, demişler. Burada ihtilaf vardır. Bir erkek bir kadına baksa ama hiç lezzet almasa onun nazarı yine haramdır. Fotoğrafa baksa lezzet alsa haramdır, lezzet almasa helaldir. Radyo, televizyon sesi de öyle. Dinlediğinde hayvani lezzet alırsa ya da kalbindeki aşkı artırırsa kesin olarak haramdır, fakat lezzet almasa sadece vakit geçirmek için dinlese bazı âlimler bunu kabul etmişlerdir.

İnsan camiye girdiği zaman bırakın telefonu çaldırmayı, yüksek sesle Kuran-ı Kerim okuması dahi caiz değildir. Cami namaz kılma yeridir, yüksek sesle Kuran-ı Kerim okunduğu zaman namaz kılanlar yanlış kılabilirler. Camide telefon çaldığında insanlar namaz içinde sıkıntıya giriyorlar, bu kesinlikle caiz değildir. Camide toplanıp mukabele okunması dahi caiz değildir. Ancak camide kimse namaz kılmazsa, herkes dinlerse okunması caizdir.

SORU: Bazı arkadaşlar tespih çekerken zorlandıklarını söylüyorlar. Ne yapmalıdır?

Zaten tespih kolay olsaydı herkes yapardı, herkes cennete girmek isterdi. İnsan tabiki zorlanacaktır ama bu geçecektir. Bu bir imtihandır, tecrübedir, inşallah geçecektir.

SORU: Bir insan namaz surelerini bilmiyorsa ve ezberleyemeyecek kadar da yaşlıysa nasıl namaz kılabilir?

Tek bir ayet dahi bilse onu yedi kere tekrar edebilir, eğer Kuran-ı Kerim bilmiyorsa ve ezberleyemeyecek kadar da yaşlı ise Fatiha suresi kadar olan Arapça duaları okuyabilir; eğer bunu da bilmiyorsa yine de ibadet etmesi gerekir. Bu konuda ihtilaf vardır. Hanefi mezhebinde bu şekilde olursa olmuyor; insan ne kadar yaşlı olursa olsun muhakkak bir Fatiha suresini ezberleyebilir. Fatiha suresinde ne kadar ayet varsa o kadar okumalıdır. Bir sureyi ezberlediği zaman mesela 30 ayet varsa 30 kez elhamdülillah demeli, başka türlü namaz mümkün değildir.

SORU: Rükûlarda ve secdelerde de ‘Elhamdülillah’ mı diyecek?

Oradaki dualar sünnettir. Demese de olur. Eğilip kalkmak yeterli olur.

SORU: Eskiden bazı savaşlarda, vefat eden büyük zatların o savaşa yardım ettikleri görülmüş. Bu zatlar, oraya melek suretinde mi geliyorlar yoksa bizzat kendileri mi geliyor?

Bizzat kendileri gelirler. Sahabe-i Kiram zamanında, Resulü Ekrem(s.a.v) zamanında da bunlar yaşanmıştır. Bu açıkça müspettir. Ayet-i Kerime vardır: İnsan ruhaniyeti dünyaya gelir hizmet eder, Rabbül Âlemin melekler gibi onlara güç verir. Her şekle girebilirler, melekler de böyledir, her şekle girebilirler, hükmü vardır. Fakat gören kişi doğru mu söylemiştir? Bu da ayrı bir davadır. Hadis de vardır:” Evliyalar müslümanlara hizmette çok yardım ederler, insanın bundan haberi olmaz.

1973 yılında Seydamın yanına okumak için gitmek istiyordum. Seyda’yı bir iki defa görmüştüm fakat tam olarak tanımıyordum, sadece isim olarak tanıyordum. O beni biliyordu. Ben buradan Bitlis’e gittim. O kafileye katılacaktım ama orada gözlüğüm düşüp kırıldı. Gözlüğüm kırılınca ben hiçbir şey göremezdim, ayağımın ucunu bile göremezdim. Molla Mansur vardı, Allah rahmet etsin inşallah, ben parayı da ondan almıştım. Benim kalbimi kırmamak için “Sen görmüyorsun.” demedi. ‘Ziyarete gittiğin zaman parayı düşünme, taksi çağır, taksiye bindiğinde “Beni iyi bir otelin kapısına götür.”de.” diye bana nasihat etti. Ben de Diyarbakır’a gittim, taksiye bindim. Köprücük Oteli’ne gittim, taksici beni kapıya kadar götürdü. Kapıya vurdum, içeriden yer olmadığını işaret ettiler. Etrafıma baktım, apartmanları görüyorum ama ne olduklarını fark edemiyorum. Kapıda muhayyer kaldım. Bir adam geldi, kapıyı çaldı, ona da yer olmadığını söylediler. Bu adam muhakkak başka bir otele gidecektir, dedim ve arkasından gitmeye başladım. Ona çok yakındım ama ne o bana bir şey sordu ne de ben ona, sadece gittik. Beni bir sokakta iki katlı bir eve götürdü. Kapıyı vurup içeriye girdi. Ben de arkasından içeriye girdim ama içerde onu göremedim, sanki uçup gitti. Hâlbuki yanımda idi. Tek yataklı bir oda istedim. Tek kişilik oda kalmamış, iki kişilik kalmış. Ben: “İsterseniz iki kişilik odanın parasını da veririm.”dedim ama adam:” Eğer sabaha kadar biri gelirse o zaman iki yatak parası senden almam.” dedi. İki gün o adamın otelinde kaldım, bana çok hizmet etti. Hastalığım çok uzun sürdü. Sonra anladım ki o adam muhakkak bir evliyanın ruhuydu. Onların müslümanlara devamlı faydası olur, fakat müslümanlar bunu fark etmez.

Ben birgün Ravza-ı Mutahhara’da idim. Akşam namazı vaktiydi. Sakalı pembemsi, kimin yanında dursa ondan daha uzun görünenken, üzerinde mavi bir cübbe olan, başında bu mavi cübbenin külahı olan birisi içeri girdi. Sarığı var mıydı, yok muydu hatırlamıyorum. Şekli çok zarifti. Kimsenin ona bakmaması benim çok dikkatimi çekti. Baktım ki benim yanıma geliyor. Ben Ravzaya çok yakındım, Ravza çok yüksek bir yerdir. Geldi, bastonunu oraya astı. Ben dikkatle ona baktım. Birkaç kez elini öpmeye niyet ettim, bırakmadılar, çünkü orası çok kalabalık oluyor, kalksam yerimi kaybedebilirdim. Namazdan sonra ziyaret ederim, dedim ama o zat gitti, gelmedi. Kalbimde bu merak kaldı: O zat kimdi acaba? Geçen sene Molla Mahmut’la konuştum, bana: “Eğer gördüklerin doğruysa o senin gördüğün zat Resulü Ekrem(s.a.v) dir.”dedi. “Nasıl?” diye sordum. “Ruhani olmayan hiç kimse oraya bastonla giremez; çünkü kapıdaki görevliler elinde torba olanları bile içeriye sokmuyorlar ki bastona müsaade etsinler. İkincisi; başka peygamber dahi olsa mümkün müdür ki Resulü Ekrem(s.a.v) Ravzada iken bastonunu Ravzaya assın. Üçüncüsü de; ben bir kitapta rastladım, Resulü Ekrem beş vakit Ravzadan çıkar, imamın arkasında cemaatle namaz kılarmış.” Ben bunu duyduktan sonra çok üzüldüm, keşke tanışsaydım. Sahabeler Peygamber efendimiz vefat ettikten sonra çoğu kez onu Mescidi-i Nebevi’de görmüşlerdir. İmam-ı Suyuti, 60–70 kere Resulü Ekrem(s.a.v) ile oturmuş. Seyyid Ahmet el Rufai hazretleri oraya gittiğinde: “Ya Rasulullah, uzaklardan ben salâtı selam gönderiyordum, şimdi bedenimle geldim. Mübarek elini uzat, öpmek istiyorum.”diyor. Ravzadan el çıkıyor, o da öpüyor. Seyda-i Taği (k.s) de böyle şeyler yaşamıştır. Böyle şeyler çok yaşanır.

SORU: Cemaatten bir kişinin kendisine ‘Seyyid’ demesi üzerine:

Bana ‘Seyyid’ demeyiniz. Seyyid olup olmadığımızı Allah bilir. Seyyid olabiliriz ama aile olarak Seyda-i Taği’den bu yana bu ismi kabul etmeyiz. Hatta Seyda-i Taği’nin (k.s) oğluna başka bir akrabası, Seyda Molla Muhyeddin bakıyordu. Ona demişti ki: “Biz gidiyoruz, tenceremizi çıkartıyoruz maaşımızı alıyoruz.”. Seyda-i Taği de (k.s): “Bizim maaşımız burada olmasın ahirette olsun inşallah.” demiş. Biz bundan dolayı bu ismi kullanmayız. ‘Seyyid’ yerine ‘Seyda’ diyebilirsiniz, ‘hoca’ diyebilirsiniz. Çünkü biz Seyyid olsak Allah-ü Teala zaten mükafatını verir; ama eğer olmazsak Allah bize bunun hesabını sorar, azap olur.

Soru: Hanımlar erkek çocuklarına daha çok ihtimam gösterip kız çocuklarına dini terbiye vermeseler, onların namazlarıyla ilgilenmeseler bu anneler üzerinde nasıl bir vebaldir?

 

Cevap: Erkek, kız fark etmez; çocuk çocuktur. Hadis vardır: “Hiçbir çocuk yoktur ki dünyaya geldiği vakit Müslüman olarak gelmesin. Onu kötü eden yani Yahudi ve Hıristiyan eden anne-babasıdır.”.Demek ki anne-baba dini eğitimi çocuğuna vermezse çocuk, -neuzü-billâh- başka bir yola gidecektir. Bu hadis-i şerifte çocuk diyor. Erkek ya da kız çocuğu demiyor. Hatta ve hatta kız çocuğunun eğitiminin sevabı belki daha fazladır. Çünkü erkek çocuk büyüdüğü zaman başka illere gidip, oralarda ders alıp bir şeyler öğrenebilir. Kız çocuğunun o kadar gücü yoktur.

 

Soru: Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor: “Ahir zamanda insanlar Müslümanlığın onda dokuzunu yapmayıp birini yapsa dahi kurtuluşa erecektir.”.Bu hadis-i şerif neyi kastediyor?

 

Cevap: İnşallah imana işarettir. İnsan imanını kurtarırsa Rabb-ül Âlemi’nin (c.c) affı çoktur. İmanını kurtarmadığı zaman hiçbir şekilde affolunmaz.İnsan İslamın şartlarını yerine getirmezse küfre gider ama imanı gitmez.İmanı giderse affı yoktur.

 

“Seydam burada herkesin bir sıkıntısı var, dua edersiniz inşallah.

 

Rabb-ül Âlemin (c.c) hepinizin yardımcısı olsun,bütün insanları sıkıntıdan kurtarsın.Şeran sıkıntı günahtır.Rabb-ül Âlemin (c.c) hepimizin günahlarını affetsin.Hasta olanlara Rabb-ül Âlemin (c.c) şifa versin,sabır versin.Diğer sıkıntılar büyük nimettir kızım.Gavs-ı Hizan (ks) Veysel Karanı Hazretleri’nin türbesine gidip Allah’tan (c.c) onun rütbesini istemiş ve çok hasta olmuş.Bu hastalıkla da o büyük rütbeyi kazanmış.Demek ki dünya sıkıntıları;hastalık,açlık çok büyük nimetlerdir,mertebedir.Yine de Rabb-ül Âlemin (c.c) bizi onlardan kurtarsın,bela vermesin,musibet olsun.Beladan insan bu dünyada da sıkıntı görür,ahirette de faydalı olmaz.Musibette ise dünyada sıkıntı görür,ahirette o sıkıntıdan fayda görür,memnun olur, “Ben bu sıkıntıyı çektim ki bu dereceyi kazandım.” der. “Rabb-ül Âlemin (c.c),sıkıntılarımızı musibet etsin, bela etmesin.”,böyle dua etmek gerekir.

 

Soru: Bir arkadaş rüyasında ve normal hayatında da melekleri gördüğünü söylüyor ve melekler ona: “Senin derecen yüksek, senin mürşid-i kâmille ihtiyacın yok.” demişler.Böyle bir şey mümkün olabilir mi?

 

Cevap: Mümkün olamaz. Ona meleke-i kiram değil şeytan diyebiliriz ki zaten meleklerin vazifesi bu değildir. İnsan gözünü kapatsa, Resulü Ekrem’i (sav) görse, Resulüekrem (sav) de ona bu sözleri söylese bu görülen şeyler şeraite aykırı olduğu için yanlış şeylerdir, gördüğü kişiler yanlış kişilerdir.

 

Bir gün Şeyh Abdülkadir Geylani Hazretleri (ks) ,bir dağda ibadet etmiş. Sonra bir ses duymuş: “Ya Abdi! Haram ettiğim her şeyi sana helal ettim.”.O da düşünüyor, düşünüyor: “Hiç kimseye bunlar helal olmamış, Resulü Ekrem’e (sav) dahi helal kılınmamış. Bu nasıl olur? Ben Resulü Ekrem’den (sav) daha mı büyüğüm? Bu şeytandan gelmiştir.”.Bunun üzerine şeytan bir pislik gibi yukarıdan gelmiş ve: “Bundan sonra sana karışmam. Çoğu insanlar bu dereceye gelmişlerdir, ben çoğu insanı bu şekilde yoldan çıkarttım.” demiş.

 

Bütün sahabe-i kiram Resulü Ekrem’e (sav) muhtaçtı, hatta Resulü Ekrem (sav) de Cebrail’e (as) muhtaçtı. Hz. Cebrail O’nu irşat ediyordu. İrşat yol göstermek demektir. Bir insan böyle söylüyorsa ya yanlış söylüyordur ya da yalan söylüyordur. Allahu teala (c.c) bizi Sadat-ı Kirama layık evlat etsin inşallah.

Sekiz Şart Adabı

SEKİZ ŞART ADABI

 

1. Normal abdest almak: Abdest alınırken yıkanan uzuvlarla işlenmiş olan günahlar hatırlanarak Allah’tan (cc) af dilenir.

 

2. Tövbe niyetiyle boy abdesti almak : “ Yarabbi ben bedenimin dışını su ile yıkadım temizlemeye çalıştım; Sen de ilahi nur ile ve irfanla kalbimi temizle ve beni affet” diye yalvarmak gerekir.

 

3. Tövbe ve istihare niyetiyle iki rekât namaz kılmak(Biliniyorsa,ilk rekâtta Kafirun, ikinci rekâtta İhlâs Suresi okunmalıdır.)

 

4. Tövbeyi tekrarlamak:İşlenen günahlar içi yanarak hatırlanır ve pişmanlık duyularak şu sözler üç defa canı gönülden söylenir: “ Yarabbi, bütün yapmış olduğum günahlardan ben pişmanım, keşke yapmasaydım, inşallah bir daha yapmayacağım.Ben HAZRET,ŞEYH AHMED,ŞEYH MAŞUK,ŞEYH MUHYEDDİN,ŞEYH FADLULLAH'ı kendime şeyh olarak kabul ettim.

 

5. Yirmi beş defa Estağfirullah demek: Hak yolun isteklisi tövbe ettikten sonra “ Günahtan dönen sanki o günahları işlememiştir.” hadisi şerifini hatırlar ve Allah’ın (cc) tövbesini kabul ettiğini ve günahlarını da affettiğine inanır. Ümidini Cehennem korkusundan üstün tutar. Çünkü günahlarından eser kalmamıştır. Fakat “İşlemiş olduğum günahlardan dolayı kalbimde pas ve kir kalmıştır. Bu kir istiğfar (yani affedilme talebiyle) temizlenebilir” diye düşünür ve yirmi beş kere “Estağfirullah” der (Bunu yetmişbeşe kadar artırabilir ve her gün devam eder). İstiğfar, kalp huzuruyla, içi yanarak acele etmeden yapılmalıdır.

 

6. Sekiz adet Fatiha okumak: Sadatların aracılığı ile himmeti sayesinde istiğfarla kalbimdeki pas ve kir yok oldu, kalbim ilahi feyiz almaya uygun hale geldi diye düşünülerek sekiz Fatiha okunur. Her bir Fatiha önce Peygamber Efendimizin (sav) ve O’nun Al ve Ashabının ruhuna, sonra sırayla aşağıda isimleri yazılan Sadat Hazretlerinin ruhlarına hediye edilir. Ve şöyle istimdat edilir; “ Ey Sadat-ı Kiram, ne olur Peygamber Efendimize (sav) benim için ricada bulununuz. Bana şefaat etsin ki Allah-u Teala (cc)’ da benim tövbemi ve ibadetlerimi kabul eylesin”. (Not: Sadatların isimlerini okumakta zorluk olacaksa sekiz Fatiha’yı toptan okuyup şöyle der: “Önce Peygamber Efendimizin (sav) ve O’nun Al ve Ashabının ruhlarına, sonra bana isimleri okunan Sadatların ve mürşidimin ruhlarına hediye ettim, Ya Rabbi kabul ve vasıl eyle” der.)

 

1. Şah-ı Nakşibendî ve Seyyid Abdülkadir Geylani (ks) Hz

2. Şeyh Abdülhâlık Gücdevani ve İmam-ı Rabbani (ks) Hz

3. Mevlana Halid Zülcenaheyn ve Seyyid Abdullah (ks) Hz

4. Şeyh Seyyid Taha ve Seyyid Sıbğatullah Arvasi (ks) Hz

5. Şeyh Abdurrahman-ı Tahi ve Şeyh Fethullah (ks) Hz

6. Şeyh Muhammed Diyauddin ve Şeyh Ahmed el Haznevi (ks) Hz

7. Şeyh Maşuk Hz ve Şeyh Muhyiddin(ks) Hz

8. Seyda Fadlullah (ks) Hz Seyda Molla Alameddin (ks) Hz

 

(NOT: ks= kaddessellahu sırrehu, yani Allah sırlarını yüceltsin demektir.)

 

7. Ölüm Rabıtası: Sadatların himmet ve feyizlerinin hazır olduğu ve kalbin de feyzi alacak duruma geldiği düşünülür. Fakat mal, evlat, dost ve akrabalara bağlılık dünyanın lezzeti ve zevki bu feyzi almaya engeldir. Bu nedenle ölüm düşünülür : “ Yatağımda can çekişiyorum. Azrail (as) ruhumu almaya geliyor, Şeytan da imanımı çalmak üzere hazır bekliyor. Akrabalarım ve evladım etrafımda, mal ve servetim gözümün önüne geliyor. Anlıyorum ki; imanımı kurtarmak için malın, servetin, evladın ve akrabanın insana bir yararı yoktur. Şüphe yok ki benim için Allahu Teala’dan başka yardımcı ve sığınak yoktur. Kalbimden O’ndan başka her şeyi silmem ve yalnız O’na yönelmem gereklidir. O’nun dışındaki şeylere sadece O’nun rızası için yönelebilirim. Ben ancak Allah’ın (cc) lütfu ve mürşidimin himmeti ile kelime-i şahadeti getirebilir ve bu dünyadan imanla ayrılabilirim.

 

Elbiselerimi soyarlar ama günahlarımı üzerimden soyamazlar. Cesedimi yıkayıp, kefenlerler fakat günahlarımı temizleyemez ve örtemezler. Cenaze namazımı kılarlar, günahlarımın bağışlanması için dua ederler. Ancak duayı kabul edecek olan Allah (cc)’tır. Cenazemi üzerlerinde taşırlar, fakat günahlarımı üzerlerine alamazlar. Sadece Allah (cc) günahlarımı üzerimden kaldırabilir.

 

Beni şimdi kabir denen karanlık çukura koydular. Münker ve Nekir meleklerinin sorularıyla baş başa kaldım. Yardım eden yok, ne akraba, ne dost, ne evlat, ne de mal. Ancak ve ancak Alemlerin Rabbi olan Allah-u Teala’nın (cc) sevgisi, şefkati ve merhameti beni bu durumdan kurtarabilir. Onun dışında her türlü sevgi ve bağlılık boştur.” Talip böyle düşünmekle her şeyden ilgisini keser. Sadece Allah-u Teala’nın (cc) emrettiği ve izin verdiği işlere yönelir ve O’nun rızasını umar.

 

Ölüm rabıtası zikirden önemlidir. Çünkü kötü ahlakın ve günahların başı Allah’dan başka şeylere (masiva) duyulan sevgidir. Ölümü düşünmek sayesinde insan masivadan ilgisini kesebilir. Yoksa ölümü düşündürmenin amacı korkutmak değildir, esas amaç Cenab-ı Hakk’a yöneltmektir. Yönelmeye layık tek varlığın Allah-u Teala (cc) olduğunu anlayan mürit, bu durumun gereği olarak başka şeylerden yüz çevirerek O’na yönelir. O’nu sever, tanımak ister ve O’na kavuşmayı aşırı arzu eder. Buiştiyak neticesinde Hakk’ın sıfatları müride yansır.

Mürid herhangi bir günah tehlikesi anında O’nun azabının şiddetini şüphe etmeksizin içinde duyar. Böylece nefsine engel olur. Yine de büyük günah işlerse ümitsizliğe düşmez. O’nun rahmet ve mağfiretinin sonsuzluğuna inanır.

 

İyi halleri ve ibadetleriyle böbürlenmez ve kendinde varlık görmez. Böyle hallerin gerçekleşmesi ancak kamil (olgun) imana ermesiyle olur. Cenab-ı Hakk’tan (cc) başkasına yönelen ve gafletle zikreden kişinin imanı kuru taklitte kalır muhabbet ve marifet’i elde edemez. Bundan dolayı kamil, mükemmil ve arif bir şeyhe bağlanarak yol almalı, marifet ve muhabbet elde ederek ilahi hakikatlere kavuşmaya çalışmalıdır.

 

8. Mürşit Rabıtası: Bir şeyhe bağlanmak onu sevmek ve onunla ilgilenmek vacibdir. Böylece mürit geçek sevgiye ve marifet’e yükselmeye güç bulur. Bunun için Nakşibendi büyükleri rabıta usulünü koymuşlardır.

Rabıta kalbi tam sevgi ve cezbeyle üstada bağlamaktır. Ruhen ve kalben üstada bağlanan mürit onun hoşnut olduğu şeyleri yaparak nefsinin arzularını bırakmayı başarır. Rabıta’da mürit kabul edilme ümidi ve reddedilme korkusu arasında olmalıdır. Üstadını yücelterek ve heybetle düşünmelidir.

 

Yukarıda açıklanan sekiz şart müridin dinlenebilmesi için gece yerine getirilir. Gündüz güneş doğana kadar da bir şey yenilip içilmez ve konuşulmaz. Gıybet ettiği, sövdüğü, incittiği, eziyet ve haksızlık yaptığı kişiler varsa helalleşmeye, namaz ve oruç gibi terk ettiği farz ibadetleri kaza etmeye niyet eder. Müjde veya ikaz olarak yorumlanabilecek bir rüya görme ümidiyle istihareye niyetlenerek uyunur. Rüya görürse en kısa sürede üstadına anlatır.

.:: Copyright ©2012 Norsin.biz ::. Bu site resmi bir nitelik taşımamaktadır. Site içeriği Seyda'ya gönül verenler tarafından hazırlanmaktadır! 
Yukarı Yukarı Çık